HAYATTAN KARELER

Seçim ortamımın o gergin günlerini biraz olsun unutmak ve hayatın içinde olan başka öykülere de yer vermek amacıyla bugün farklı bir konulardan bahsedeceğim.

  Hepimizin bildiği ama nedense aklımıza hiç getirmek istemediğimiz “ HAYAT”  denen serüvenin aslında o kadar da uzun olmadığını, yaşanan her saatin belki de anlamlı yaşanması gerektiği hep unutuyoruz. Ömür boyunca mal+tapu+para biriktiren Hacı amcanın, yaşadığı o uçup giden hayattan ne anladığını sorsanız alacağınız cevap koca bir “HİÇ” olacaktır. Şimdi alınganlık yapıp yalnızca Hacı amcalar mı para+mal+tapu biriktiriyor diye sitem edecek olanlar için yazayım ülkemizde o tip kalantor adamlara HACI AĞA denir.

  Çok uzun yıllar önceydi. Soğuksu semtinde yeni bir inşaatın alt katını komple “ İSTANBUL FUAR” diye bir grup işportacı kiralamıştı. Belirli bölümlere ayrılmış yerlere kimi çanta kimi ayakkabı kimi ise takı satan tezgahlar açılmıştı. Gençlik yıllarımızda büyük AVM ler olmadığı için bu FUAR tipi yerler ilgimizi çekiyordu. İlginç insanlar kısa süreliğine de olsa kentimize geliyor birkaç ay tezgah açıp sonradan geldikleri gibi sessizce gidiyorlardı.

  Aradan geçen 30-35 yıl süresince bir kez daha kentimize gelmediklerinden, burada umdukları satış ortamını bulamadıklarını düşünebiliriz. Bu işporta tezgahlarından biri takı üzerineydi ve gençler lisedeki kız arkadaşlarına buradan harçlıkları oranında kolyeler, zincirler alıyordu. Bilge ve hayatta anlatacak çok hikayesi var ama anlatmak yorulmuş İzmirli ağabeyin yanına sık sık giderdik. Genelde durgun ve düşünceli bu ağabeyin anlatacakları bizim belki de hayattaki ilk “ duyduğumuz hayat analizleri” idi.

  Yine böylesi bir gün yanına gittiğimizde sanki içtiği sigaranın dumanında kaybolmak ister gibi duruyordu. Gençlerin ilk hastalığı meraktır. Sorduk; “ neden efkarlısın ve niye bunca hayat bilgine, kültürüne ve konuşma kabiliyetine rağmen yalnızsın?” . Öyle ya diğer tezgahlarda kimi arkadaşıyla kimi eşiyle, ailesiyle birlikte çalışıyordu. Ama o yalnızdı. Durdu ve bir nefes daha çekti sigarasından. “ Beklentileri sınırsız ve susmayı hiç bilmeyen bir kadın yüzünden yalnızım” dedi.  “Oysa gerektiğinde susup bekleyen ve beklentileri mantıklı olan bir kadın için her şeyimi feda ederdim. Esasen ettim de ama yanlış insana” ….

  O günlerde bu tip sözleri anlamamız imkansızdı. Okul çıkışı sevgilimizin elini tuttuğumuzda mutluluktan uçan gençlerin hayatla ilgili tek dertleri Matematik dersinden 5 ten yukarı bir not alıp bütünlemeye kalmamaktı. Rahmetli Hasan Gemicibaşı hocamız şeker gibi bir insan, bir profesör gibi konusunda uzman ama notu kıt bir hocaydı( Nur içinde yatsın) ama buna rağmen onu sevmeyen tek bir öğrencisi yoktu.

  Günümüzde israf konusunu ele alıyor uzmanlar. Anlatılanlar hep maddi değerler. Hiç zaman konusunda da israf yapmayın diyen birine rastlamadım. Oysa asıl israf etmememiz gereken ilk şey zaman bence. Bir gün bile geriye gitme şansımız yokken bize anlatılanlara bakın. Üstelik bir şekilde kaynakların başına geçip saltanat sürenlerin bizlere “ israf “ konusunda ders vermeye kalkmaları ayrı bir israf konusu. Televizyonlarda, köşe yazılarında bize hayatı değil “ çakma fikirleri anlatmaya çalışanlara” itibar etmeyin yoksa İzmirli bilge ağabey gibi uzun yıllar sonra pişman olursunuz ….

YORUM EKLE